Tag Archives: şerif mardin

Halk günü

8 May

-Rüşdü Paşa-

İstanbul’da kayboldum, kaybolmuş olmalıyım, denizin ne tarafta olduğunu bilemedim.

siyasal’ın dekanı’nın elini bir hamlede öptüm, bugün halk günü, halk günlerinde yaşıyorum, insan bilebileceğini kestirdiği soruları duyar, halk gününde imkânsızı isteyen ya delididir ya da gelecek zamanı şimdi yaşayan, gelecek zamanı şimdi yaşayanın adı henüz konmadı, istanbul’da denizi bulamadığımdan kaybolduğumu anlamadığımda ağlıyordum, gözyaşlarımı denize dökmek istedim, küçük insan google dedi, yardım istedi, bütünleşmek isteyen şimdi gelecek zamanı yaşamak dışında seçeneksizdir, olup bitsin istemiyorum, herşey yarıma denk geliyor, şu ana kadar istediğim hiçbir kelimeyi söyleyemedim, sırf bu yüzden kendimden geçtiğimde kendimi rahatlamış hissediyorum, konuşurken kendinden geçmek mümkün aksi halde konuşmak imkânsızdır, planlı ve Okumaya devam et

Reklamlar

İdealizm ile bayağılık arasında gidip gelmek

29 Ara

-Şerif Mardin-

Bizde Baudelaire gibi uçan yazarlar yoktur ve kültürümüz Baudelaire ve Rimbaud’lar yaratamaz. Çünkü onlar, değerlerimizde suç ile yakın ilişkileri olan insanlardır. Oysa, bu iki tipteki kişileri olmayan topluluk, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dediği gibi, idealizm ile bayağılık arasında gidip gelmeye mahkumdur. İdeal tutkuya varamayan bayağı olur. Bu bence, bizim kültürümüzün önemli göstergelerindendir. Genellikle Türkiye’deki düşünce üzerinde bir dış sansürün olduğu söylenmiştir. Ben ise, devam eden bir nevi iç sansürün de aynı zamanda çalıştığına inanıyorum. Bu şekilde, sansürlü olan yazar, Borges gibi yazamaz. Freud’un, Lacan’ın ve Foucault’nun ne dediğini anlayamaz. Post-modernizmden bahsettiği zaman da, bir modayı tanımlamaktan ileri gidemez.

Takdir etmek gerek

6 Eki

-Rüşdü Paşa-

Takdir etmek gerek. Takdir etmek, sanat için imkân veriyor. Hürriyet.

Doğru söyle. Gerçek ol. Hemen hareket et. Tutkulu ol ve bildiklerini anlat. Ve durmasını bil. Nerede duracağını bilmek bir sezgi olayıdır. Bilgiden üstte.

Kadının sahteliği, hakiki olmak için çıkış sağlar. Kadın, toplumsal bir yer değiştirmedir Bir hanımefendi, bir fahişe gibi olmalıdır. Bir fahişe de bir hanımefendi gibi. İşte kadın diyalelektiği budur. Kadından kurtulmak sezgisel olarak mümkün.

Kadının olmadığı herhangi bir yer kütüphane oluyor. Okumaya devam et

Yaratılmış bir dünyada yaşamak mı, yaşanılacak bir dünya yaratmak mı?

4 Tem

-Emre DEMİR-

“İnsan bazen Mozart’ı bile dinlemek istemiyor”


İnsan, iki dünyada yaşıyor. Biri, gezegenimiz olan dünya, diğeri, kişinin kendi dünyası. Kişinin kendi dünyası, elbette gezegenin doğal koşullarıyla irtibatlı. İki dünya arasında etkileşim var. İnsanların çoğu, kendi dünyalarının farkında değiller. Bu farkındasızlık, kişinin ümmî kalmasına neden oluyor. Ümmî, doğuştan elde ettiği kazanımların üzerine bir şey koyamayan anlamında. Bunların yaşayabilecek bir dünyaları olmadığı gibi –ki buna benlik de denebilir- gezegenin doğal şartlarıyla da uyum sağlayamıyorlar. Ümmî insan, iki dünyada da yok. Boşlukta yaşıyor.

Oblomov, en genel anlamda, kişinin kendi dünyası (benlik) ile yaşadığı gezegen arasındaki çatışmanın romanı olarak görülebilir.

Oblomov, 1800’lü yılların sonunda yaşamış, Rus derebeyi sınıfının çocuğudur. Oblomov’un ait olduğu sınıfın, içinde yaşadığı tarihsel dönemle ilişkisi trajik olmuştur. Bu sınıfın inanışları, pratikleri ve ilişkileri o dönemde yıkılmaya başlar. Oblomov da bu yıkıntının altında kalmaktan kurtulamaz. Bu yıkıma karşı, bir şeyler yapması gerektiğinin farkındadır, ancak bir şeyler yapacak dermanı yoktur. O zamana kadar, hep onun yerine birileri bir şeyler yapmıştır çünkü. Fakat asalaklığın soyluluk olduğu dönem artık sona erecektir…

Okumaya devam et