Tag Archives: susan sontag

“Yorumlamak, dünyayı yoksullaştırmaktır”

27 Kas


-SUSAN SONTAG-

Şöyle bir görünüp kayboluveren bir şeydir içerik, şim­şek çakması gibi bir karşılaşma. Küçücük, çok küçü­cük bir şeydir.

WILLEM DE KOONING, bir söyleşide

Görünüşe bakarak yargıda bulunmayanlar yalnızca sığ kişilerdir. Dünyanın gizemi görünenlerdedir, görünme­yenlerde değil.

OSCAR WILDE, bir mektupta

En erken sanat deneyimleri büyük olasılıkla şarkı söylemeye, büyüye benzer bir nitelik taşıyordu; sanat ayin için bir araçtı. İlk sanat kuramında, Yunan düşünürlerinin sanat kuramında, şa­milin bir mimesis, gerçeğin taklit edilmesi olduğu ileri sürülüyordu.

Sanatın değerinin ne olduğu yolundaki o garip soru işte bu nokta­da ortaya çıktı. Çünkü taklit kuramı, kullandığı terimler gereği, sanattan kendisini gerekçelendirmesini bekliyordu.

Kuramı ortaya atan Platon’un bunu, sanatın değerinin kuşkulu ol­duğunu belirtmek için yaptığını düşünebiliriz. Platon, sıradan maddi şeylerin kendilerini de taklit nesneleri olarak gördüğünden, aşkıncı biçimlerin ya da yapıların taklitleri, bir yatağın en iyi yapılmış resmi bile, ancak “taklidin taklidi” olacaktı.Platon’a göre sanat ne özellikle yararlı bir şeydir (resmedilmiş yatağa uzanıp uyuyamazsınız), nede tam anlamıyla gerçektir. Aristoteles’in sanatı savunmak üzere ileri sürdüğü savlar da, Platon’un her türlü sanatın özenli bir trompe l’œil (göz aldanması) bu yüzden de bir yalan olduğu bu yüzden de bir yalan olduğu görüşünü gerçek anlamda sarsmaya yetmez. Ne var ki Aristoteles, Platon’un sanatın yararsız olduğu yolundaki fikrini çürütür. Aristoteles’e göre, yalan olsun olmasın sanatın belli bir değeri vardır, çünkü sanat bir tür tedavi biçimidir. Sanat gene de yararlıdır diyerek sürdürür Aristoteles karşı savını; tehlikeli duy­gulan uyandırıp bunları arıttığı için, sağlık açısından yararlıdır.

Platon ve Aristoteles’te taklitçi sanat kuramı, Okumaya devam et

Aklın şeytansı işlevi, huzur bozucu olmaktır..

20 Oca

-Susan Sontag-

Kraus denemesi, Benjamin’in zihin yaşamı üzerine yazdığı en tutkulu, en sapkın savunma yazısıdır.

Adorno, “aşırı zeki” olmanın hain lekesi, Benjamin’i hayatı boyunca tedirgin etmişti diye yazmıştır. Benjamin, bu kaba saba lekelemeye karşı, yerinde -yani ahlaksal olarak- kullanıldığında zekanın “insanlık dışı” olduğu bayrağını gözüpekçe yükselterek savunmuştu kendini.

“Yalnızca cinselliğin koruyucu kanatları altında varolabilen fahişelik gibi, yazarlık yaşamı da, yalnızca aklın koruyucu kanatları altında gerçekleşebilen bir varoluştur” diye yazıyordu. Bu, hem fahişeliğin kutsanması, hem de Benjamin’in, hiç de ihtimal verilmeyecek bir biçimde Kraus’u kullanarak yaptığı gibi, yazarlık yaşamının kutsanması demektir; çünkü “salt aklın has ve şeytansı işlevi, huzur bozucu olmaktır.”

Modern yazarın ahlaksal görevi yaratıcı olmak değil, yıkıcı olmaktır -sığ içedönüklüğün, evrensel insancıllık kavramının rahatlatıcılığının, züppece yaratıcılığın ve boş sözlerin yıkıcısı olmaktır.

Kaynak: Sanatçı: Örnek Bir Çilekeş, Metis Yayınları S.118

Neden günlük okuruz ve Pavese’nin bize sunduğu nedir?

14 Oca

Okumaya devam et

Sanat, bir yaşantıdır..

13 Oca

 

Kaynak: Sanatçı: örnek Bir Çilekeş, Susan Sontag, Metis

Satürn Yıldızı Altında

15 Ara

-Susan Sontag-

Portre fotoğraflarının çoğunda aşağıya doğru bakıyor, sağ eli yüzüne dayalı. Bildiğim en eski portre fotoğrafı onun 1927’deki halini (35 yaşında o zamanlar) gösteriyor; geniş alnına dökülen siyah kıvırcık saçlar, dolgun alt dudağının üstüne inen bir bıyık: Genç, neredeyse yakışıklı. Başını öne eğdiği için ceketinin omuzları kulaklarının ardından başlıyormuş gibi görünüyor; başparmağı çenesine yaslanmış; elinin geri kalan bölümü işaret parmağıyla orta parmağı arasına sıkıştırılmış sigarasıyla bütün çenesini kaplıyor; gözlüklerinin ardından aşağı yönelmiş bakışları –bir miyobun yumuşak, düşlü bakışları- fotoğrafın sol alt kıyısından ötelere dalmış gibi görünüyor; 1930’lu yılların sonuna doğru çekilmiş bir fotoğrafta kıvırcık saçları pek dökülmemiş ama gençlikten ve yakışıklılıktan eser kalmamış: Yüzü genişlemiş, göğsünün üst kısmı yalnızca şişkinleşmekle kalmamış, bir ağaç gövdesi gibi irileşmiş, devleşmiş. daha da kalınlaşmış bıyığıyla başparmağı avucunun içine saklanmış tombul eli, ağzını örtüyor. Bakışlar mat ya da daha içe dönük: Bir şeyler düşünüyor –ya da dinliyor. (Benjamin, Kafka üzerine yazdığı makalede “kulak kesilip dinleyen insanın gözleri görmez,” der.) başının ardında kitaplar var. Okumaya devam et