Tag Archives: tezer özlü

Korkacak bir şey yok..

26 Mar

-Tezer Özlü-

Karanlık bir gecenin geç vaktinde kalkıyorum. Herkes her geceki uykusunu uyuyor. Ev soğuk. Çok sessiz davranmaya özen gösteriyorum. Günlerdir biriktirdiğim ilaçları avuç avuç yutuyorum. Kusmamak için üzerine reçelli ekmek yiyorum. Genç bir kızım. Ölü gövdemin güzel görünmesi için gün boyu hazırlık yapıyorum. Sanki güzel bir ölü gövdeyle öç almak istediğim insanlar var. Karşı çıkmak istediğim evler, koltuklar, halılar, müzikler, öğretmenler var. Karşı çıkmak istediğim kurallar var. Bir haykırış! Küçük dünyanız sizin olsun. Bir haykırış! Sessizce yatağa dönüyorum. Ölümü ve yokluğu uzun süre düşünmeye zaman kalmıyor. Şimdi gözümün önündeki görüntüler renkli kırları andırıyor. Korkacak bir şey yok. Kırlarda koşuyorum.

Reklamlar

“Ölmek istedim, dirilttiniz!”

29 Oca

-Tezer Özlü-

“Denizin dümdüz yüzeyi boyunca sonsuza dek böyle gidebileceği duygusuna kapıldı.”

Sordukları zaman, bana ne iş yaptığımı, evli olup olmadı­ğımı, kocamın ne iş yaptığını, ana babamın ne olduklarını sor­dukları zaman, ne gibi koşullarda yaşadığımı, yanıtlarımı nasıl memnunlukla onayladıklarını yüzlerinde okuyorum.

Ve hepsi­ne haykırmak istiyorum. Onayladığınız yanıtlar yalnız bir yü­zey, benim gerçeğimle bağdaşmayan bir yüzey. Ne düzenli bir iş, ne iyi bir konut, ne sizin “medeni durum” dediğiniz durumsuzluk, ne de başarılı bir birey olmak ya da sayılmak benim gerçeğim değil. Bu kolay olgulara, siz bu düzeni böylesine sap­tadığınız için ben de eriştim. Hem de hiçbir çaba harcamadan. Belki de hiç istediğim gibi çalışmadan. İstediğiniz düzene eriş­mek o denli kolay ki…

Ama insanın gerçek yeteneğini, tüm ya­şamını, Okumaya devam et

tezer özlü bizim kadın üzüntü kültürlü

29 Ağu

-Rüşdü Paşa-

             ‘erkeğin erkek hasletleri, erkek kusurları vardır.

kadının da aynı.

hem erkek, hem kadın meziyetli kadınlar, dünyada bulunmaz kadınlardır.

bazı erkeklerde kadın  hataları olan dedikodu,

her şeye burnunu sokma, gözetleme, yani elinin hamuru ile erkek işine karışmak meselesi’.

            sait faik

tezer özlü: “şunu unutma. birçok kadının son anı, organının içinde değil, dışındadır. erkek sonsuza dek kadının içinde gidip gelsin. böylelikle ancak erkeklik gücünün güzel imgesini uyandırabilir kadında, ama o özlenen, kısa, ölümcül, güzel anı yaratamaz. kadın erkek ilişkisindeki en acı yön de belki bu. kadın, organının üzerinde son ana yaklaşmalı ki, seninkiyle birlikte o ana erişsin”.

başak, arkadaş olur. arkadaşlarla seks yapılmıyor. seks bir hiyerarşik varsayım, tutuyor.

onunla, tezer özlü, yürüyorum, tanrım, yağmur başladı, ne güzel, yağmurun kendisi, yağmurun sesi, yağmur bir hareket, tezer özlü, romalıların kurduğu ilk kent, colchester, giriş yazısı, öyle yazar, büyük bir ormanın bittiği yer, suyun bir yakınında antika kasaba, ingilizler bira içiyor, yağmurdan kaçanların geride bıraktıkları ahşap banka onunla aynı anda oturuyorum, yağmur damlalar halinde değil kesintisiz, içerden iki büyük birayı koşarak getiriyorum, tezer özlü kıvrak, hareket içeren her kelime türkçe oluyor, karşılıklı, arkadaşlık tanım olarak kendini ikame ettiğin oluyor, ben öyle tanımlıyorum, tezer özlü mükemmel kadın, her mükemmel kadının tek kusuru mükemmelliyetçiliğidir, tezer özlü dokuz eylül doğumlu, başak, bütün dünyanın yükünü çekiyor görünüyor, gergin, sert kabuklarını açmasını beklemek sabır oluyor, yerinde duramıyor, sabahattin ali’nin kürk mantolu madonna’sında ve içimizdeki şeytan’ında, iki roman, kız ile erkek anında birleşirler, ilk anda, hemen, hızlı, kutsal ve derin, iki romanının da sonunda ayrılık var, bir türlü olmaz, ilişki kipi son-suz oluyor, bir son yok, sonsuzluk zamansızlık olarak içmek için bir fırsat yaratıyor, kesinlikle çok içiyorum, tezer özlü aynı grafik üzerinde, bira içerken bir kanun vardır iki şartlı, hızlanarak içilir, grafik pozitif eğimlidir, ilk şart bu oluyor, iki, mutlaka artan hızda içiliyor, second derivative sıfırdab büyük, artan eğrinin yükselen bölümündeyiz, kanun var, devrede, çalışıyor, konuşuyoruz, açmaya emin olduğunda her insan açık, çıplak, akıl tam devre dışı, o’nun hisleri benim öykülerimdir, yalnızlık, yarı dinsizlik, paylaşılmayan mutluluk, bunlar var, makro iktisat olayının son dersini almaya geldim, gördüğüm, girişin olmayışıdır, giriş yok, işte tezer özlü girişsiz, hayat iki setlik bir filmdir, kaldırımlar ve oteller, her birşey, tek ve tek, kaldırımlar ve oteller ile modellendirilebilir, tezer özlü gerçek bir göçebe, türk, göçebelik bir onüçüncü yüzyıl arayışıdır, ne iyi bir otel var ne de doğru bir kaldırım, geçiyoruz, geçici, şimdilik, tezer özlü ve yağmur  ve viski, viskiyi biraların arasına ben sıkıştırıyorum, bir pint bira bittiği anda viski ile dinleniyoruz, ikinci türev artı kipi ile, hızlı konuşuyorum, çarptığım her kağıt duvardan sonra tezer özlü karşımda, şaşırmıyorum, söylediğim her sözü tezer özlü için söylüyorum, tezer özlü her kelimeyi benim için kullanıyor, kelimeler karşısında geçici muhalefet bir onaylama arayışıdır, zaman zaman oluyor, bir ihtimal iki deliyiz, korkudan öldürülmeyi beklemektense kendimi adam gibi asmayı tercih ederim, gerçekten yaparım bunu, ben iktisat biliminden birşey öğrendim, kısa devre zarf eğrilerinden uzun dönem eğrisine geçilir, birkaç dakika idare ettin mi tamam olur, onun söyleyeceklerini söyleyerek dinlendiriyorum onu, çocuktum, bana oyuncak almadılar, londra’ya gelene kadar hiç konuşmadım, tek kelime yok, londra’da olmak dünya’da olmak, ana dilinde sessiz, birşey vardır herhalde diye düşünüyor, bekliyordum, adalet, kendiliğindenlik ve saire, bekledim, konuşmadım, insan sözdür, londra benim için büyük bir boşluk, londra’da düştüm, sessizliğimi Okumaya devam et

“Türkiye’nin yükünü hafifletmeye çalışıyorduk”

8 Şub

-Leylâ Erbil-

Tezer’i tanıdığımda, o henüz kırmızı ekose etekli on üç, on dört yaşlarında bir çocuk. Ablası Sezer (Duru) ile birlikte, ağa­beyleri kırk yıllık dostum Demir Özlü’nün yanı sıra Asmalımescit’teki Nil Lokantası’na, Beyoğlu Balık Pazarı meyhanelerine, Baylan Pastahanesi’ne, arada bir de Teşvikiye’deki bizim eve uğradıkları oluyor. O yaşlarda Kafka’yı, Dostoyevski’yi, Alman yazınını bilmenin coşkusuyla boğuşup duruyorlar bizlerle.

Ama, Tezer’le asıl dostluğumuz o, Erden Kıral’la evlendik­ten sonra, genç bir kadın olduğunda derinleşti. Kızı Deniz’in doğumundan (1973) sonra, bizim de Arnavutköy’e taşınma­mızla her an birbirimizi görme fırsatı doğdu.

Daha önceleri Teşvikiye’deki evin odalarını o geldikçe dol­duran çocuksu kahkahaları artık birlikte atılan protestolara dö­nüşmüştü. Sanırım bu yolla ailenin, Türkiye’nin, sanatın sorunlarını, yüklerini hafifletmeye çalışıyorduk.

Tezer, 1973’ten 1985’e hasta olduğunu öğrenene kadarki süreyi şoksuz, hastanesiz, hastalıksız yaşadı. En çok birlikte ol­duğumuz o sürede, kitaplarında da anlattığı biçimde korku ve kaygılarını durdurabilmiş, “çılgınlığı” yenebilmişti. Ancak sü­rekli Okumaya devam et

Hayalet Oğuz

21 Oca

-Tezer Özlü-

Biz yıllardır bu kentte yaşıyoruz. İçimizde ömrü bitenler oldu. Onları oldukça eğlentili törenlerle gömdük. Bu törenlerden ağıt ve içtenlik yönünden en ağır basanı Hayalet Oğuz’un cenaze töreni oldu. Oğuz, İstanbul’da yaşadı. Oğuz bir dönemi yaşadı. Yeryüzünde belki de hiç kimsenin yaşayamadığı gibi. Tek bir sandalye sahibi olmadı. Bir-iki giysisi temizleyicide durur, kirlenince yenilerini satın alır, iç çamaşır ve çoraplarını en yakın çöp tenekesine atardı. Ev almadı, ev kiralamadı, eşya almadı, eşya tamir ettirmedi, belki de tek bir mobilya mağazasına girmedi. Pasaport almadı, karı almadı, karı boşamadı, kimseyi gebe bırakmadı, resmi dairelere girip çıkmadı.

Bir kez bir kadın parmağına yüzük takıp:

-Oğuz, sen benim nişanlımsın, dediyse de, Oğuz kadının başkalarıyla yatıp kalkmasına hiç ses çıkarmadı. Kimseye baskı yapmadı, canlı ya da cansız hiçbir şeye malı gözüyle bakmadı. Nişanlı geldiği gibi gitti. Bu da Oğuz’u ne sevindirdi, ne de üzdü.

Oğuz’u, ilkokulu bitirdiğim yıl Fatih’teki Okumaya devam et

99 Tezer Özlü! Ya da bir başka yankı

1 Ağu

-Ece Ayhan-

Yine yalnız kızlardan oluşmuş ya da oluşan bir sınıf düşünmeyi sürdürüyorum kafamda. Bir sürek avı gibi. Ve sormaya gerek yok, ögrencilerin hemen hemen hepsi de parasız yatılı!

“Kafa”da, “hayal”de, “imgelem”de… diye yazınca, benim çatı katına benzeyen belleğime şunlar geliyor:

İlkin ve elbet Borges tabii.

Tezer Özlü

Ünlü Arjantinli şair, sanki beşeri bir coğrafyadan sesleniyormuş gibi bir anlatısında, yaklaşık olarak diyor ki, “belki de bu dünyada bizim insan olarak hayatımız, geceleyin, bir ekvator ormanında sessizce ilerleyen bir kaplanın kafasından geçenlerdir!” Evet, kim bilir? Kim bilebilir?

Okumaya devam et