Tag Archives: thomas mann

Yaralarım Benden Önce de Vardı…

27 Nis

-Ulus Baker-

Metafiziği altetmek, demişti Heidegger, imkânsız! O, basit bir felsefi eğitim yöntemi değildir. Sanki birilerinin fikrini, kanaatini reddediyormuş gibi onu silip atamazsınız. Nietzsche’nin “hakikat sorunu” konusunda vurguladığı gibi, Dünya’nın Batısında yaşayan bir insan türü “metafizik” olmadan değil düşünmek, yaşayamaz bile.

Bilginin “bir şeyleri bilmesi” modern metafizik varlıkbiliminin temelini atan Descartes’ten beri, Batı düşüncesinde neredeyse Varlığın tanımının ta kendisi haline geldi. Tanım ise kesinliktir.

Freud, Heidegger ile paralel okunması gereken bir pasajında çağımızın çağrısını dışa vurmuştu: Bana hakikati değil, kesinliği ver. Nereden geliyor bu garip emniyet tutkusu, güvenli kesinliğe bunca yakarış?

Heidegger aşağıdaki satırları yazarken, bir anlamda onun felsefi damarlarından biri olan Ernst Jünger’in erken dönem eskatolojisinden pek uzakta değildir: “Varlık ilk hakikatinde olurken, istem olarak Varlık kırılmalı, dünya mahvolup gitmeye bırakılmalı, insanlar yalnızca emekleriyle baş başa bırakılmalı. Ancak böyle bir çıkış sonunda Köken’in aniden bir yerlere oturması uzun bir zaman sürecek şekilde mümkün olacak… İşte bu olay daha şimdiden gerçekleşti. Bu olayın sonuçları dünya tarihinin bu yüzyılda başından geçen olaylardan başkası değildir.”

Bahsedilen “sonuçlar”ın Ernst Jünger’in doğumevi, yani Birinci ve İkinci Dünya Savaşları olduğu besbelli. Onu Heidegger’den ayıran tek belirti, iki savaş arasının adamı olmaktan çok, savaşın kendisinin adamı olmasıdır. Birinci savaşın romantik gazisi; Okumaya devam et

Özgür olan, kayıtsızlıktır..

7 Oca

-Thomas Mann-

Özgür olan, yalnızca kayıtsızlıktır. Kişilik sahibi olan özgür değildir, aksine, kendi damgasının izini taşımak, gereklerine uymak ve esiri olmak zorundadır.

Homoseksüelden baba olmaz mı?

7 Tem

-Cenk Ç. ÖZKÖMÜR-

“En korkunç acılar sessiz acılardır.”

Charles Baudelaire

Whatever Works’ün bir sahnesinde, baba rolündeki adam, eşi tarafından terk edildiğini koyu dindar bir adama anlatır.

Adam aslında geydir.

Filmin sonunda da görürüz ki, adam bir erkekle beraberdir. Mutludur.

*

Woody Allen’in bu tipik vurgularını, marjinal olarak görmek gibi bir algı var. Algı, bir olay karşısında şöyle işliyor: bunlar, popçulara televizyona has, sanat dünyasına has, ünlülere has… Kısaca ve en basitinden: benim dışımdaki herkese has.

Okumaya devam et